Yeni Cami, Lefkoşa'nın kuzey kesiminde yer alan bir camidir. İçinde bulunduğu Yenicami Mahallesi'ne adını verir. Mevcut cami 1898-1899 yıllarında tamamlanmış olup, yanında bulunan ve günümüze kalıntıları ulaşan eski cami ise kiliseden çevrilmişti.
Günümüzde caminin yer aldığı alandaki ilk ibadethane, 14. yüzyılda inşa edilen ve Gotik mimari özelliklerini taşıyan bir kiliseydi. Bu kilisenin 1350'li veya 1360'lı yıllarda inşa edildiği, Eleusa'ya (Merhametli Meryem Ana) adanmış olduğu yönünde bulgular vardır. Şehrin 1570 yılında Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine geçmesiyle camiye çevrilen bu kilise, "Cami-i Cedid" veya "Yeni Cami" olarak anılmaya başlandı. 1740-41 yılına dek ayakta kalan bu yapı, bu tarihte geriye minaresi ve güneybatı köşesi kalacak şekilde yıkılarak Menteşzade Hacı İsmail Ağa tarafından 20 metre uzağına yeni bir cami inşa edildi. Rivayete göre Menteşzade Hacı İsmail Ağa, define bulmak için caminin altını kazdırarak yıkılmasına sebep oldu ve bundan dolayı idam edildi. Bu caminin yerine 1898-1899 yıllarında, günümüze ulaşan cami yapıldı. Eski caminin minaresi 1974'te Kıbrıs Harekâtı sırasında isabet eden bir havan topuyla zarar gördüğünden 1977'de yıktırıldı ve 1979'da yeni bir minare inşa edildi.
14. yüzyılda inşa edilen Gotik yapı, öncesinde inşa edilen Azize Katerina Kilisesi'yle (günümüzde Haydarpaşa Camii) benzer özellikler taşıyan, süslemeler ve mimari plan açısından Kıbrıs mimarisinde bu kilisenin bir sonraki aşamasını temsil eden bir yapı olarak değerlendirilir. Günümüzde kullanılan cami binası ise, dikdörtgen harim etrafına inşa edilen L şeklindeki son cemaat yeri ile 19. yüzyılda adada inşa edilen diğer Osmanlı camileriyle benzer bir mimari plan ortaya koymaktadır. Caminin etrafında Osmanlı döneminde kurulan mezarlık, 1950'lerde ortadan kaldırılmıştır. Benzer bir şekilde 1959'da yıkılan caminin şadırvanı, 2003 yılında özgün özelliklerini yansıtacak şekilde baştan yapılmıştır. Caminin yanında aralarında Menteşzade Hacı İsmail Ağa ve şair Hasan Hilmi Efendi'ninkiler de olmak üzere dört türbe günümüze ulaşmıştır.
Konum
Cami üzerinde bulunduğu sokağa ve içinde bulunduğu mahalleye adını verir. Adresi 8, Yenicami Sokak'tır. Caminin diğer tarafında Kuruçeşme Sokak bulunmakta olup tarihsel olarak caminin avlusunda bu iki sokağı birbirine bağlayan bir geçit vardı. 1962 yılında bu geçitten her gün "binlerce" kişinin geçtiği kaydedildi.
Tarihçe
Frenk dönemi
Günümüzdeki yapının yer aldığı alandaki ilk bina, 14. yüzyılda Gotik mimariye sahip bir kilise olarak inşa edilmiş, şehrin Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine geçmesinin ardından, 1571'de camiye çevrilmiştir. Binaya dair Camille Enlart ve George Jeffery tarafından yapılan ilk incelemelerde günümüzde Haydarpaşa Camii olan Azize Katerina Kilisesi'nden eski olabileceği düşünülmüştü. Ancak çağdaş mimari incelemeleri değerlendiren Mihalis Olimpios, mimarisinin bu kiliseden etkilenmiş olmasından hareketle Yeni Cami'nin, 14. yüzyılın ikinci yarısında, 1350'lerin sonu veya 1360'ların başında yapıldığını tahmin ettiği Azize Katerina Kilisesi'nden daha geç bir inşa tarihi olduğunu savunur.
Kilise olarak tarihçesi veya kimliğiyle ilgili herhangi bir doğrudan kanıt günümüze ulaşmamıştır. Adanın Osmanlı egemenliğine girmesine ağıt olarak yazılmış Yunanca şiir "Thrinos tis Kipru"da ("Kıbrıs'a Ağıt") camiye çevrilmiş kiliselerin listesi verilirken, Ayasofya Katedrali ve Azize Katerina Kilisesi yakınlarında Eleusa'ya (Merhametli Meryem Ana) adanmış bir kilise olduğundan bahsedilir. Bununla birlikte, Frenk döneminde Meryem'in bu sıfatına adanmış olduğu bilinen iki kilisenin konumu ve tarihsel dönemleri, Yeni Cami'yle örtüşmez. Bu nedenle Mihalis Olimpios, arkeolojik veya belgesel bir kanıt olmadan kesin bir sonuca ulaşılamayacağı görüşünü paylaşır.
Osmanlı dönemi
1570 yılında Lefkoşa'nın Osmanlı kontrolüne girmesinin ardından kilise, camiye çevrildi. Bu kapsamdaki çalışmalar doğrultusunda yapının alt katına açılan pencereler, duvarların yapısını zayıflattı. Sonrasında eski binanın döner basamaklarından da yararlanılarak bir minare ilave edildi. Osmanlı döneminde "Cami-i Cedid" veya aynı anlama gelen "Yeni Cami" ismiyle anıldı. 5 Mayıs 1637 tarihli bir belgede, yeni mütevelli Süleyman Bey'in döneminde Cami-i Cedid Vakfının 128.000 akçe gelir elde ettiği; gelir kaynakları arasında eski mütevelliler ve mirasçılardan bağışlar, kiraya verilen bir değirmen ve bir bahçe olduğu kaydedilmekteydi.
1740-41 yıllarında cami, geriye yalnızca güneybatı köşesi ile buradaki minaresi kalacak şekilde yıkıldı. Sözlü tarihte aktarıldığına göre Menteşzade Hacı İsmail Ağa isimli zengin bir Lefkoşalı, bir gece rüyasında Yeni Cami'nin temelinde hazine olduğunu gördükten sonra hocaları yanına çağırıp akıl danıştı. Menteşzade Hacı İsmail Ağa'nın gerçek bir kişilik olduğu, Lefkoşa'nın muhtelif yerlerinde mülkleri olduğu ve bunların bir kısmını hayır işi olarak vakfettiği arşiv belgelerinde kayıtlıdır. Rivayete göre, hocalar rüyanın gerçek olup olmadığının öğrenilmesi için caminin altının kazılmasını önerdikten sonra duvarların altı kazılmaya başlandı. Bu kazı sırasında, önceden açılan pencerelerden dolayı duvarları zayıflayan bina yıkıldı. Mahalle sakinlerinin konu hakkındaki şikâyeti, İstanbul'daki padişaha dek uzandı. Bunun üzerine Ağa, caminin 20 metre güneydoğusuna yeni bir cami, yolun üzerine bir de sıbyan mektebi yaptırıp olayın üzerini örtmeye çalışsa da, başarılı olamamasından dolayı padişah tarafından boynunun vurulmasına dair çıkarılan ferman, Kıbrıs valisine gönderildi. Kıbrıs valisi, ağanın dostu olduğu için ağaya olay yatışana dek caminin önündeki çeşmenin içine girip saklanmasını öğütledi, sonra da İstanbul'a ağanın bulunamadığına dair bir mektup gönderdi. Buna kızan padişah, ağanın idam edilmemesi durumunda valinin idamını emreden bir ferman gönderdi. Bunun üzerine mecbur kalan vali, önce baldıran ile zehirlediği ağanın boynunu vurdurtup, kellesini İstanbul'a yolladı, bedeninin kalanını ise cami önündeki bir türbeye gömdü.
George Jeffery, 1946'da yayımladığı kitabında eski yapının yıkılmasının sırf açılan pencerelerin oluşturduğu yapısal zayıflıktan dolayı olabileceğini ifade etti. Bunun da olası bir açıklama olabileceğini belirten Haşmet Muzaffer Gürkan, "dramatik hikâyeler ve benzeri rivayetler kulağa daha hoş geldiği için" hazine avına dair rivayetlerin kitaplarda daha fazla rağbet gördüğünü ifade eder.
12 Mayıs 1851 tarihli Evkaf defterinde Cami-i Cedid adıyla geçen caminin vakfının 18.229,5 kuruş geliri, 2.205 kuruş gideri olduğu ve 16.624 kuruş paranın arta kaldığı kaydedilmekteydi.
1878-günümüz
Menteşzade Hacı İsmail Ağa tarafından yaptırılan cami de yıkıldı ve günümüze ulaşamadı. Bunun yerine, 1898-1899 yıllarında Evkaf Murahhaslığı bütçesinden £150 harcanarak, eskisinden 20 m uzakta konumlanan günümüzdeki cami inşa edildi. 1898-1899 yıllarındaki çalışmalar sırasında, caminin önündeki mezarlığın etrafı, £40 harcanarak duvarla çevrildi.
Eski Eserler Dairesi Müdürü Peter Megaw, Britanya'da Lordlar Kamarasında Kıbrıs'taki eski eserlerin korunması maksatlı kurulmuş Kıbrıs Komitesine, "harabeye dönmüş" Yeni Cami'nin ve minaresinin "acil restorasyon ihtiyacı" olduğunun belirtildiği 23 Şubat 1942 tarihli bir belge gönderdi. Belgede, caminin eski Gotik yapısından bahsedilmekteydi. Kıbrıs Komitesinin konuya müdahil olmasıyla birlikte, 1942 yılı içerisinde Vakıflar İdaresinin gelirleri kullanılarak bir restorasyon projesi yürütüldü. Reyhan Sabri, bu projenin "Evkaf'ın kaynaklarının vakıf prensipleriyle uyuşmayan projelere yönlendirilmesine dair çok sayıda örnekten biri" olduğunu ifade eder.
1959 yılında imamı ve müezzini olduğu kaydedilen cami, 1960'lı yılların bir kısmında kapalı tutuldu. 1972 yılında sadece cuma namazı kıldırmak üzere, vekâleten Selimiye Camii'nin ikinci imamı görevlendirildi. 1973 yılındaysa yeni bir imam atandı.
Kiliseden dönüşme eski camiye Osmanlı döneminde ilave edilen ve yıkımı atlatan, günümüz camisinden ayrık duran minarenin külahı 1890 yılında yenilendi. 7 Eylül 1962 tarihli Bozkurt gazetesinde minarenin durumu "Atatürk İlkokulu'nun avlusunda bulunan ve Yeni Cami diye bilinen minarenin her an yıkılıp devrilme ihtimali mevcuttur. Yüzlerce yavrumuzun gölgesinde oynadığı bu minarenin tez bir zamanda tamire muhtaç olduğunu hatırlatırız." şeklinde aktarılmaktaydı. Aynı gazetenin 20 Eylül 1962 tarihli sayısında "minareye bitişik olarak görünen harabe" kısmın önceki yıllarda Eski Eserler Dairesi tarafından Vakıflar İdaresinden devralındığı ve tamir edildiği ifade edilmişti.[1] 1974'teki Kıbrıs Harekâtı sırasında minareye havan mermisi isabet etti. Kullanılmasının güvenli olmadığı belirlendiğinden ilk olarak tamir edilmesi önerildi. 1977 yılındaysa tamir edilemeyecek kadar zarar gördüğü tespit edilip üst kısmı yıktırıldı. Bunun yerine, 1979-1980 yıllarında mevcut caminin kuzeybatısına Vakıflar İdaresi tarafından Osman Hüseyin Hocaoğlu müteahhitliğinde, günümüzdeki minare inşa edildi.
2004 yılında cami, Kıbrıs Vakıflar İdaresi ve Türkiye Cumhuriyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü iş birliğinde restore edildi.[11] 2010'lu yıllarda camide Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliğinin Din Hizmetleri Müşavirliğinden bir görevli hizmet verdi. Yaz aylarında 120-150 civarında öğrenciye Kur'an kursu verildi.
BBKodu
Kod: Tümünü seç
[float=right][b]Kısayol[/b]
[url=#Konum]Konum[/url]
[url=#tarihce]Tarihçe[/url]
[url=#frenk]1.1 Frenk dönemi[/url]
[url=#osmanli]1.2 Osmanlı dönemi[/url]
[url=#1878]1.3 1878-günümüz[/url][/float]
[b]Yeni Cami[/b], Lefkoşa'nın kuzey kesiminde yer alan bir camidir. İçinde bulunduğu Yenicami Mahallesi'ne adını verir. Mevcut cami 1898-1899 yıllarında tamamlanmış olup, yanında bulunan ve günümüze kalıntıları ulaşan eski cami ise kiliseden çevrilmişti.
Günümüzde caminin yer aldığı alandaki ilk ibadethane, 14. yüzyılda inşa edilen ve Gotik mimari özelliklerini taşıyan bir kiliseydi. Bu kilisenin 1350'li veya 1360'lı yıllarda inşa edildiği, Eleusa'ya (Merhametli Meryem Ana) adanmış olduğu yönünde bulgular vardır. Şehrin 1570 yılında Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine geçmesiyle camiye çevrilen bu kilise, "Cami-i Cedid" veya "Yeni Cami" olarak anılmaya başlandı. 1740-41 yılına dek ayakta kalan bu yapı, bu tarihte geriye minaresi ve güneybatı köşesi kalacak şekilde yıkılarak Menteşzade Hacı İsmail Ağa tarafından 20 metre uzağına yeni bir cami inşa edildi. Rivayete göre Menteşzade Hacı İsmail Ağa, define bulmak için caminin altını kazdırarak yıkılmasına sebep oldu ve bundan dolayı idam edildi. Bu caminin yerine 1898-1899 yıllarında, günümüze ulaşan cami yapıldı. Eski caminin minaresi 1974'te Kıbrıs Harekâtı sırasında isabet eden bir havan topuyla zarar gördüğünden 1977'de yıktırıldı ve 1979'da yeni bir minare inşa edildi.
14. yüzyılda inşa edilen Gotik yapı, öncesinde inşa edilen Azize Katerina Kilisesi'yle (günümüzde Haydarpaşa Camii) benzer özellikler taşıyan, süslemeler ve mimari plan açısından Kıbrıs mimarisinde bu kilisenin bir sonraki aşamasını temsil eden bir yapı olarak değerlendirilir. Günümüzde kullanılan cami binası ise, dikdörtgen harim etrafına inşa edilen L şeklindeki son cemaat yeri ile 19. yüzyılda adada inşa edilen diğer Osmanlı camileriyle benzer bir mimari plan ortaya koymaktadır. Caminin etrafında Osmanlı döneminde kurulan mezarlık, 1950'lerde ortadan kaldırılmıştır. Benzer bir şekilde 1959'da yıkılan caminin şadırvanı, 2003 yılında özgün özelliklerini yansıtacak şekilde baştan yapılmıştır. Caminin yanında aralarında Menteşzade Hacı İsmail Ağa ve şair Hasan Hilmi Efendi'ninkiler de olmak üzere dört türbe günümüze ulaşmıştır.
[b][anchor name=Konum][/anchor][/b]
[anchor name=Konum][b]Konum[/b][/anchor]
Cami üzerinde bulunduğu sokağa ve içinde bulunduğu mahalleye adını verir. Adresi 8, Yenicami Sokak'tır. Caminin diğer tarafında Kuruçeşme Sokak bulunmakta olup tarihsel olarak caminin avlusunda bu iki sokağı birbirine bağlayan bir geçit vardı. 1962 yılında bu geçitten her gün "binlerce" kişinin geçtiği kaydedildi.
[b][anchor name=Tarihce][/anchor][/b]
[anchor name=tarihce][b]Tarihçe[/b][/anchor]
[b][anchor name=frenk][/anchor][/b]
[anchor name=frenk][b]Frenk dönemi[/b][/anchor]
Günümüzdeki yapının yer aldığı alandaki ilk bina, 14. yüzyılda Gotik mimariye sahip bir kilise olarak inşa edilmiş, şehrin Osmanlı İmparatorluğu hakimiyetine geçmesinin ardından, 1571'de camiye çevrilmiştir. Binaya dair Camille Enlart ve George Jeffery tarafından yapılan ilk incelemelerde günümüzde Haydarpaşa Camii olan Azize Katerina Kilisesi'nden eski olabileceği düşünülmüştü. Ancak çağdaş mimari incelemeleri değerlendiren Mihalis Olimpios, mimarisinin bu kiliseden etkilenmiş olmasından hareketle Yeni Cami'nin, 14. yüzyılın ikinci yarısında, 1350'lerin sonu veya 1360'ların başında yapıldığını tahmin ettiği Azize Katerina Kilisesi'nden daha geç bir inşa tarihi olduğunu savunur.
Kilise olarak tarihçesi veya kimliğiyle ilgili herhangi bir doğrudan kanıt günümüze ulaşmamıştır. Adanın Osmanlı egemenliğine girmesine ağıt olarak yazılmış Yunanca şiir "Thrinos tis Kipru"da ("Kıbrıs'a Ağıt") camiye çevrilmiş kiliselerin listesi verilirken, Ayasofya Katedrali ve Azize Katerina Kilisesi yakınlarında Eleusa'ya (Merhametli Meryem Ana) adanmış bir kilise olduğundan bahsedilir. Bununla birlikte, Frenk döneminde Meryem'in bu sıfatına adanmış olduğu bilinen iki kilisenin konumu ve tarihsel dönemleri, Yeni Cami'yle örtüşmez. Bu nedenle Mihalis Olimpios, arkeolojik veya belgesel bir kanıt olmadan kesin bir sonuca ulaşılamayacağı görüşünü paylaşır.
[b][anchor name=osmanli][/anchor][/b]
[anchor name=osmanli][b]Osmanlı dönemi[/b][/anchor]
1570 yılında Lefkoşa'nın Osmanlı kontrolüne girmesinin ardından kilise, camiye çevrildi. Bu kapsamdaki çalışmalar doğrultusunda yapının alt katına açılan pencereler, duvarların yapısını zayıflattı. Sonrasında eski binanın döner basamaklarından da yararlanılarak bir minare ilave edildi. Osmanlı döneminde "Cami-i Cedid" veya aynı anlama gelen "Yeni Cami" ismiyle anıldı. 5 Mayıs 1637 tarihli bir belgede, yeni mütevelli Süleyman Bey'in döneminde Cami-i Cedid Vakfının 128.000 akçe gelir elde ettiği; gelir kaynakları arasında eski mütevelliler ve mirasçılardan bağışlar, kiraya verilen bir değirmen ve bir bahçe olduğu kaydedilmekteydi.
1740-41 yıllarında cami, geriye yalnızca güneybatı köşesi ile buradaki minaresi kalacak şekilde yıkıldı. Sözlü tarihte aktarıldığına göre Menteşzade Hacı İsmail Ağa isimli zengin bir Lefkoşalı, bir gece rüyasında Yeni Cami'nin temelinde hazine olduğunu gördükten sonra hocaları yanına çağırıp akıl danıştı. Menteşzade Hacı İsmail Ağa'nın gerçek bir kişilik olduğu, Lefkoşa'nın muhtelif yerlerinde mülkleri olduğu ve bunların bir kısmını hayır işi olarak vakfettiği arşiv belgelerinde kayıtlıdır. Rivayete göre, hocalar rüyanın gerçek olup olmadığının öğrenilmesi için caminin altının kazılmasını önerdikten sonra duvarların altı kazılmaya başlandı. Bu kazı sırasında, önceden açılan pencerelerden dolayı duvarları zayıflayan bina yıkıldı. Mahalle sakinlerinin konu hakkındaki şikâyeti, İstanbul'daki padişaha dek uzandı. Bunun üzerine Ağa, caminin 20 metre güneydoğusuna yeni bir cami, yolun üzerine bir de sıbyan mektebi yaptırıp olayın üzerini örtmeye çalışsa da, başarılı olamamasından dolayı padişah tarafından boynunun vurulmasına dair çıkarılan ferman, Kıbrıs valisine gönderildi. Kıbrıs valisi, ağanın dostu olduğu için ağaya olay yatışana dek caminin önündeki çeşmenin içine girip saklanmasını öğütledi, sonra da İstanbul'a ağanın bulunamadığına dair bir mektup gönderdi. Buna kızan padişah, ağanın idam edilmemesi durumunda valinin idamını emreden bir ferman gönderdi. Bunun üzerine mecbur kalan vali, önce baldıran ile zehirlediği ağanın boynunu vurdurtup, kellesini İstanbul'a yolladı, bedeninin kalanını ise cami önündeki bir türbeye gömdü.
George Jeffery, 1946'da yayımladığı kitabında eski yapının yıkılmasının sırf açılan pencerelerin oluşturduğu yapısal zayıflıktan dolayı olabileceğini ifade etti. Bunun da olası bir açıklama olabileceğini belirten Haşmet Muzaffer Gürkan, "dramatik hikâyeler ve benzeri rivayetler kulağa daha hoş geldiği için" hazine avına dair rivayetlerin kitaplarda daha fazla rağbet gördüğünü ifade eder.
12 Mayıs 1851 tarihli Evkaf defterinde Cami-i Cedid adıyla geçen caminin vakfının 18.229,5 kuruş geliri, 2.205 kuruş gideri olduğu ve 16.624 kuruş paranın arta kaldığı kaydedilmekteydi.
[b][anchor name=1878][/anchor][/b]
[anchor name=1878][b]1878-günümüz[/b][/anchor]
Menteşzade Hacı İsmail Ağa tarafından yaptırılan cami de yıkıldı ve günümüze ulaşamadı. Bunun yerine, 1898-1899 yıllarında Evkaf Murahhaslığı bütçesinden £150 harcanarak, eskisinden 20 m uzakta konumlanan günümüzdeki cami inşa edildi. 1898-1899 yıllarındaki çalışmalar sırasında, caminin önündeki mezarlığın etrafı, £40 harcanarak duvarla çevrildi.
Eski Eserler Dairesi Müdürü Peter Megaw, Britanya'da Lordlar Kamarasında Kıbrıs'taki eski eserlerin korunması maksatlı kurulmuş Kıbrıs Komitesine, "harabeye dönmüş" Yeni Cami'nin ve minaresinin "acil restorasyon ihtiyacı" olduğunun belirtildiği 23 Şubat 1942 tarihli bir belge gönderdi. Belgede, caminin eski Gotik yapısından bahsedilmekteydi. Kıbrıs Komitesinin konuya müdahil olmasıyla birlikte, 1942 yılı içerisinde Vakıflar İdaresinin gelirleri kullanılarak bir restorasyon projesi yürütüldü. Reyhan Sabri, bu projenin "Evkaf'ın kaynaklarının vakıf prensipleriyle uyuşmayan projelere yönlendirilmesine dair çok sayıda örnekten biri" olduğunu ifade eder.
1959 yılında imamı ve müezzini olduğu kaydedilen cami, 1960'lı yılların bir kısmında kapalı tutuldu. 1972 yılında sadece cuma namazı kıldırmak üzere, vekâleten Selimiye Camii'nin ikinci imamı görevlendirildi. 1973 yılındaysa yeni bir imam atandı.
Kiliseden dönüşme eski camiye Osmanlı döneminde ilave edilen ve yıkımı atlatan, günümüz camisinden ayrık duran minarenin külahı 1890 yılında yenilendi. 7 Eylül 1962 tarihli Bozkurt gazetesinde minarenin durumu "Atatürk İlkokulu'nun avlusunda bulunan ve Yeni Cami diye bilinen minarenin her an yıkılıp devrilme ihtimali mevcuttur. Yüzlerce yavrumuzun gölgesinde oynadığı bu minarenin tez bir zamanda tamire muhtaç olduğunu hatırlatırız." şeklinde aktarılmaktaydı. Aynı gazetenin 20 Eylül 1962 tarihli sayısında "minareye bitişik olarak görünen harabe" kısmın önceki yıllarda Eski Eserler Dairesi tarafından Vakıflar İdaresinden devralındığı ve tamir edildiği ifade edilmişti.[1] 1974'teki Kıbrıs Harekâtı sırasında minareye havan mermisi isabet etti. Kullanılmasının güvenli olmadığı belirlendiğinden ilk olarak tamir edilmesi önerildi. 1977 yılındaysa tamir edilemeyecek kadar zarar gördüğü tespit edilip üst kısmı yıktırıldı. Bunun yerine, 1979-1980 yıllarında mevcut caminin kuzeybatısına Vakıflar İdaresi tarafından Osman Hüseyin Hocaoğlu müteahhitliğinde, günümüzdeki minare inşa edildi.
2004 yılında cami, Kıbrıs Vakıflar İdaresi ve Türkiye Cumhuriyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü iş birliğinde restore edildi.[11] 2010'lu yıllarda camide Türkiye'nin Lefkoşa Büyükelçiliğinin Din Hizmetleri Müşavirliğinden bir görevli hizmet verdi. Yaz aylarında 120-150 civarında öğrenciye Kur'an kursu verildi.